Akciğer
Kanseri Belirtileri ve Tedavisi
Akciğerde başlayan kanserler iki
ayrı tipe ayrılırlar. Küçük hücreli olmayan akciğer kanseri ve küçük hücreli
akciğer kanseri. Bu kanserlerin birbirinden ayırımı, hücrelerin mikroskoptaki
görüntülerine göre yapılır. Her iki tip kanserde değişik şekillerde gelişip
yayılır ve tedavi edilirler.
Küçük
Hücreli Olmayan Akciğer Kanseri
Küçük hücreli akciğer
kanserlerinden daha yaygındır ve genel olarak daha yavaş gelişir ve yayılırlar.
Bu kanserin 3 ana tipi vardır:Bu tipler arasında tedavi ve yaşam süresi
açısından fark yoktur.
Küçük
Hücreli Akciğer Kanseri
Bu kansere bazen de yulaf yulaf
hücresi kanseride de denir. Küçük hücreli olmayan akciğer kanserine göre daha
az yaygındır. Bu tipdeki kanserler daha hızlı gelişir ve vücudun diğer
organlarına yayılması da daha fazladır.
Akciğerlerde başlayan kanserler 2
tipe ayrılırlar. Mikroskop altında hücrelerin görüntüsüne göre küçük olmayan
hücreli akciğer kanseri ve küçük hücreli akciğer kanseri. Her tip akciğer
kanseri farklı şekilde büyür, gelişir ve tedavi edilir.
Akciğer
Kanserinde Risk Elementleri
Akciğer kanser oluşumu tek bir
sebebe bağlanamaz. Yapılan araştırmalar sonucu akciğer kanserinin bir çok
nedeni bulunmuştur Çeşitli faktörler akciğer kanser oluşumunda rol oynayabilir.
. Bunların çoğu tütün kullanımıyla ilişkilidir Kanser bulaşıcı değildir. Bazı
insanların akciğer kanser olma riski diğerlerinden daha fazladır. Aşağıdaki
durumlarda kanser riski artmaktadır.
Sigara içmek akciğer kanserine
neden olur. Tütündeki zararlı maddeler (karsinojen) akciğerdeki hücrelere zarar
verir. Zamanla bu zararlı etkiler hücrelerde kansere neden olabilirler. Bir
sigara içicisinin akciğer kanseri olması; hangi yaşta sigara içmeye başladığı,
ne kadar süredir sigara içtiği, günde içtiği sigara sayısı, sigarayı ne kadar
derin içine çektiğiyle alakalıdır. Sigara içmeyi bırakmak bir kişinin akciğer
kanseri olma riskini büyük ölçüde düşürür.
Puro
ve pipo;puro ve pipo kullananlar bunları
kullanmayanlara göre daha çok akciğer kanseri olma riskine sahiptirler. Kişinin
kaç yıldır puro veya pipo içtiği , günde kaç adet içtiği ve ne kadar derin
içine çektiği, kanser olma riskini etkileyen faktörlerdir. İçlerine çekmeseler
de puro ve pipo içicileri akciğer ve ağız kanserinin diğer tipleri için de risk
altındadırlar.
Pasif
içiciler (tütün dumanına maruzkalanlar); akciğer kanseri olma riski pasif içicilik durumunda da artmaktadır.
Asbest; Belli bazı endüstrilerde
kullanılan ve doğal olarak fiberlerde bulunan bir mineral grubudur. Asbest
fiberleri partiküllere ayrılmaya meyillidirler ve havada dolaşıp kıyafetlere
yapışırlar. Bu partiküller solunduğu zaman akciğerlere yerleşirler ve orada
akciğer hücrelerini zarara uğratırlar ve böylece kanser gelişme riskini
artırırlar. Çalışmalar asbeste maruz kalan işçilerde akciğer kanseri gelişme
riskinin maruz kalmayanlara göre 3-4 kat daha fazla olduğunu göstermiştir. Bu
artış gemi inşası, asbest madenleri, izolasyon işi ve fren tamiri gibi
endüstrilerde çalışanlarda gösterilmiştir.
Akciğer kanseri olma riski asbest
işçileri sigara içiyorlarsa daha fazladır. Asbest işçileri iş verenleri
tarafından temin edilen koruyucu malzemeleri kullanmak ve tavsiye edilen iş ve
güvenlik prosedürlerini takip etmek zorundadırlar.
Hava
Kirliliği; Akciğer kanseri ile hava
kirliliğine maruz kalmak arasında bir ilişki bulunmuştur. Ama bu ilişki açıkca
tarif edilememiştir ve daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir.
Akciğer
Hastalıkları; Verem gibi bazı akciğer
hastalıkları kişinin kanser olma riskini artırırlar. Akciğer kanserinin veremle
etkilenen bölgelerde daha fazla gelişme eğilimi vardır.
Hastanın
hikayesi; Bir kere akciğer kanseri olan
kişinin tekrar ikinci akciğer kanseri olma riski, hiç kanser olmamış kişiye
oranla daha fazladır. Akciğer kanseri tanısı aldıktan sonra sigara içmeyi
bırakmak, ikinci bir akciğer kanseri gelişmesini önleyebilir.
Riskli meslekler; madenciler,
tekstil, izolasyon ve tersane işçileri, petro-kimya, baca temizleyiciler,
plastik sanayi işçileri, maden ve kaynak işçileri, çamaşır suyu üreticileri,cam
seramik,muşamba ve batarya işçileri,boya,dökümhaneler,çelik işçileri
Akciğer kanserinden korunmanın en
iyi yolu sigara içmeyi bırakmak veya hiç başlamamaktır.
BULGULARIN
FARKINA VARILMASI
Akciğer
kanserinin belirti ve bulguları:
1-
Bitmek bilmeyen ve zamanla daha kötüye giden bir öksürük
2-
Kalıcı göğüs ağrısı
3- Kan
tükürmek
4-
Nefes darlığı
5-
Hırıltılı nefes alıp-vermek.
6- Sık
sık zatürre veya bronşit olması ve geçmemesi
7-
Boyun ve yüzde şişkinlik
8-
İştahsızlık ve kilo kaybı
9-
Yorgunluk
Bu bulgular akciğer kanserinden
veya daha az ciddi durumlardan kaynaklanabilir.Bulguların bir doktor tarafından
değerlendirilmesi gerekir.
AKCİĞER
KANSERİNİN TANI KONUMU
Belirtilerin nedenlerini bulmaya
yardımcı olması için doktor kişinin geçirdiği hastalıkları, tütün kullanma (
sigara,pipo,puro vs.) durumunu, çevresel veya mesleki olarak maruz kaldığı
maddeleri ve diğer aile fertlerinde kanser olup olmadığını sorgular. Göğüs
röntgeni ve bazı testler isteyebilir. Eğer akciğer kanserinden şüpheleniyorsa
balgam tetkiki (sputum sitoloji ; akciğerlerdeki mukozadan derin öksürükle
çıkan materyalin mikroskopta incelenmesi) ister.Bu tetkik akciğer kanserini
tespit etmek için basit ve yararlı bir testtir. Doktorun kanserden emin olmak
için akciğer dokusunu incelemesi gerekebilir.
Biyopsi ile alınan küçük bir doku
parçasının patolog doktor tarafından mikroskop altında incelenmesi kişinin
kanser olup olmadığını gösterir.
Bu doku parçasını almak için bir
çok yöntem vardır.
1)Bronkoskopi:
İnce ve ışıklı bir tüp ( bronkoskop) hava
yollarını görmek için ağızdan sokulur, hava yolları incelenir ve buradan küçük
bir doku parçası alınır.
2)İğne
aspirasyonu: Göğüsten bir iğne sokularak
tümörden küçük bir doku parçası alınması işlemidir.
3)Torasentez:
Bir iğne kullanılarak akciğerleri çevreleyen
sıvıdan biraz alınıp bu örneğin incelenmesidir.
4)Torakotomi:
Kanseri tanımak için tümörden bir parça almak
amacıyla göğüs kafesinin cerrahi müdahale ile açılmasıdır.
HASTALIĞIN
EVRELENDİRİLMESİ:
Yapılan tetkikler sonucu hastada
kanser saptanırsa doktor hastalığın hangi evrede olduğunu öğrenmek
isteyecektir. Bu evrelendirme kanserin yayılıp yayılmadığını yayılmış ise
vücudun hangi bölgesine yayıldığını bulmak için yapılır.
Akciğer kanseri genellikle beyin
ve kemiklere yayılır. Hastalığın evresini bilmek doktorun tedaviyi planlamasına
yardımcı olur. Kanserin yayılıp yayılmadığını bulmak için kullanılan bazı
tetkikler şunlardır:
Bilgisayarlı tomografi
Magnetik Rezonans İncelemesi
Kemik sintigrafisi; Kanserin
kemiklere yayılıp yayılmadığını gösterir. Az bir radyoaktif madde kan
dolaşımına verilir ve anormal kemik gelişimi olan yerde toplanır.Tarayıcı
denilen alet bu alanlardaki radyo aktif seviyesini ölçer ve bunu röntgen
filmine kaydeder.
Mediastinoskopi / Mediastinotomi:
Mediastinoskopi kanserin göğüsteki lenf düğümlerine yayılıp yayılmadığını
gösterir.
AKCİĞER
KANSERİ TEDAVİSİ
Tedavi bir çok faktöre bağlıdır.
Bunlar akciğer kanserinin tipi, hastalığın evresi ve hastanın genel sağlık
durumudur. Bir çok değişik tedaviler ve tedavi kombinasyonları tedavide
kullanılır.
Ameliyat sonrası gözle görünür,
tespit edilecek düzeyde kanseri kalmayan hastalara verilen ek tedaviye adjuvan
tedavi denir. Adjuvan tedavi ameliyat sonrası gözle görülmeyen ancak geride
kalmış olması muhtemel az sayıdaki kanser hücrelerini öldürmek amacı ile
verilir. Adjuvan tedavi verilip verilmeme kararı patoloji raporundaki
özelliklere, hastanın yaşına, ve genel durumuna göre belirlenir. Hastalar
ameliyat sonrası adjuvan tedavi olarak sadece kemoterapi veya sadece
radyoterapi veya hem kemoterapi hem radyoterapi tedavisi alabilirler. Bazen,
çok erken evrede olan hastalarda ameliyat sonrası adjuvan tedavi
gerekmeyebilir.
Cerrahi Kanseri yok etmek için
yapılan operasyondur. Cerrahi müdahalenin tipi kanserin akciğerdeki yerleşimine
bağlıdır. Akciğerdeki küçük bir parçayı almak için yapılan operasyon ‘wedge’
veya ‘segmental’ rezeksiyon olarak adlandırılır.
Eğer cerrahi olarak tüm lob
alınırsa (lobektomi), sağ veya sol akciğerin biri alınırsa (pnomonektomi)
olarak adlandırılır. Bazı tümörler yerleşimi, büyüklüğü ve hastanın genel
sağlık durumu nedeniyle ameliyat edilemez.
Kemoterapi kanser hücrelerinin
ilaçlarla öldürülmesidir. Genellikle birden fazla ilaçtan oluşur. Kemoterapiyi
yalnız bu konuda özel eğitimi olan hemşireler verir. Kemoterapinin verilme
sayısı kür diye ifade edilir (1. kür, 2. kür gibi) ve genellikle aynı ilaçlar
21 veya 28 günde bir tekrarlanarak verilir. Kemoterapi çoğunlukla damardan sıvı
şeklinde ayaktan tedavi merkezlerinde veya ağızdan hap olarak verilir. Bazen
hastanın genel durumundaki bozukluk , verilen ilaçlar veya ilaçların veriliş
şekillerine göre hastaların tedavilerini hastanede yatarak almaları
gerekebilir. Her kür sonrası hastalar medikal onkoloji polikliniğinde kontrol
edilirler. Bu kontrollerde hastalar muayene edilir, şikayetleri dinlenir,
ilaçların yan etkileri sorgulanır ve vücuttaki diğer organlara bir zarar verip
vermediğini araştırmak için bazı kan tetkikleri istenir. Her kür öncesi kan
sayımının yapılması ve bu sayımın kemoterapiyi veren yetkili hemşirelere
gösterilmesi gerekmektedir. Bir hastanın ameliyat sonrası kemoterapi alıp
almayacağını, eğer alacaksa kaç kür alacağını patoloji raporundaki tümöre ait
özellikler belirler. Ancak bu kararların verilmesinde hastanın yaşı, genel
durumu da önemli rol oynar.
Bir gün içinde 12 saatten fazla
zamanını yatarak geçirecek kadar genel durumu kötü olan hastalara kemoterapi
verilmesi, yan etkilere tahammül edeme yeceklerinden uygun değildir. Kemoterapi
yapılması planlanan hastalar, ameliyat olmuşlarsa ameliyattan sonraki 3 hafta
içinde kemoterapinin başlanması tercih edilir.
Kemoterapi alan hastalar her
kemoterapiden yaklaşık bir hafta kadar sonra medikal onkoloji polikliniğinde
doktor kontrolünden geçmelidir. Bu kontrolde hastalar muayene edilir,
şikayetleri dinlenir, kemoterapinin yaptığı yan etkiler değerlendirilerek
gerekirse ilacın dozunda yeniden ayarlama yapılır.
Işın
tedavisi:Aynı zamanda radyoterapi de
denir. Kanser hücresini öldürmek için yüksek enerjili ışınlar kullanılmasıdır.
Sınırlı her alana uygulanır ve bu alandaki kanser hücrelerini
etkiler.Radyoterapi bir tümörü küçültmeye yönelik olarak cerrahiden önce veya
kanser hücresini yok etmek için yapılan bir müdahaleden sonra uygulanabilir.
Doktorlar radyoterapiyi genellikle kemoterapi ile birlikte cerrahi tedaviye
karşı birinci alternatif olarak kullanırlar. Nefes darlığı gibi belirtilerin
giderilmesi için de kullanılabilir.
Foto
dinamik terapi Bu özel bir kimyasal
maddenin kan dolaşımına verilmesi ve hücreler tarafından alınmasıdır. Bu
kimyasal madde normal hücreleri hızla terk eder. Fakat kanserli hücrelerde daha
uzun bir süre kalır. Daha sonra bu hücrelere lazer ışığı uygulanarak maddenin
aktif hale geçmesi sağlanır ve hücreler öldürülür.
Küçük
hücreli olmayan akciğer kanseri tedavisi:
Küçük hücreli olmayan akciğer
kanseri hastaları bir çok değişik yolla tedavi edilebilirler. Tedavinin seçimi
hastalığın yaygınlığı ile ilgilidir. Cerrahi müdahale en yaygın tedavi
şeklidir. Radyoterapi ve kemoterapi de hastalığın süresini yavaşlatma ve semptomları
kontrol etmede kullanılabilir.
Küçük
hücreli Akciğer kanseri tedavisi:
Küçük hücreli akciğer kanseri
hızlı yayılır. Bir çok vakada hastalık tanı konduğunda vücudun diğer
bölümlerine de yayılmıştır. Doktorlar vücuda yayılmış kanser hücrelerine ulaşmak
için hemen hemen her zaman kemoterapi kullanırlar. Kemoterapi içeren tedavi de
akciğerdeki tümörler veya vücudun diğer bölümlerindeki tümörler hedeflenerek
uygulanabilirler.Bazı hastalara beyine yönelik radyoterapi orada kanser olmasa
da uygulanabilir. Bu tedaviye koruyucu beyin ışınlaması denir. Bu beyinde tümör
oluşmasını engellemek için verilir. Cerrahi tedavi küçük hücreli akciğer
kanserinde çok az uygulanır.
YAN
ETKİLER
Kanser tedavisinin yan etkileri
tedavi tipine bağlıdır ve her hasta için farklı olabilir. Doktor ve hemşireler
tedavinin muhtemel yan etkilerini hastalara açıklarlar. Yan etkilerden korunmak
için tedavi öncesi ve sonrası yollar önerirler.
Cerrahi Akciğer kanseri için
temel tedavi yöntemidir. Akciğer cerrahisinden sonra göğüste hava ve sıvı
birikme eğilimindedir.Hastalar genellikle dönmekte, öksürmekte ve derin nefes
almada yardıma gerek duyarlar. Bu hareketler tedavi için önemlidir. Çünkü geri
kalan akciğer dokusunun genişlemesine yardımcı olur ve fazla hava sıvı
birikmesine engel olurlar. Göğüste ağrı, nefes darlığı akciğer cerrahisinin
yaygın yan etkileridir. Hastalar eski enerji ve güçlerine kavuşmak için
hafta-aylara ihtiyaç duyabilirler.
Kemoterapinin yan etkileri
verilen ilaca göre değişir. Genel bir kural olarak kemoterapi hızla çoğalan
hücreleri etkiler. Kanama sırasında pıhtılaşmayı sağlayan, hastalıklara karşı
savunmamızı yapan ve vücudumuzdaki organlara oksijen taşıyan kan hücreleri
hızlı çoğalan hücrelerdir. Bu kan hücreleri kemoterapi aldıktan yaklaşık 1
hafta 10 gün sonra sayıca azalırlar ve bu nedenle çabuk morarma veya diş
fırçalama gibi küçük işlemler sonrası kanama olabilir. Normalde vücudumuza
girdiklerinde savunma sistemimiz güçlü olduğundan hastalık yaratmayan mikroplar
kemoterapi sonrası savunmamızı sağlayan hücreler azaldığından kolaylıkla ateşli
hastalıklara yakalanmamıza neden olabilirler.Bu dönemde yıkanarak yediğimiz çiğ
sebze ve meyvelere (örneğin salata gibi) en az 10 gün kadar yemekten
kaçınmalısınız.Unutmayınız ki bu yasak meyve ve sebzelerin hastalığınız üzerine
olan herhangi bir etkisinden dolayı değil, ne kadar temiz yıkasanız da
yiyeceğiniz sebze veya meyvenin üzerinde kalmış olması muhtemel mikroplardan
kaçınmak içindir. Yiyeceklerinizin bu zaman dilimi içinde pişmiş olmasına
dikkat ediniz. Eğer 38.50C in üstünde bir saati geçen ateşiniz olursa mutlaka
doktorunuza ulaşınız. Ateşiniz var ve kan hücreleriniz kan sayımında düşük
bulunursa antibiyotik tedavisi almanız gereklidir. Kan hücrelerinizin sayısında
meydana gelen bu azalma bir hafta ila 10 gün içinde kendiliğinden geçer ve
hücreler normal sayılarına ulaşır.
Bir başka hızlı çoğalan hücre
grubu sindirim sistemi hücreleri ve kıl kökü hücreleridir. Bu nedenle
kemoterapi sonrası genellikle ilk haftadan sonra saçlar dökülür. Hastalarda
iştah kesilmesi, bulantı, kusma, ishal ve ağız yaraları gelişebilir, bu yan
etkilerin hemen hepsi ilaç tedavisi ile kontrol altına alınabilir. Bu yan
etkiler kısa sürelidir, hastaların şikayetleri bir sonraki kemoterapi
başlamadan önce geçmiş olur
Kemoterapinin bahsettiğimiz bu
yan etkilerinin şiddeti hastadan hastaya değişir. Günümüzde modern
kemoterapilerle uzun, kalıcı yan etkilere rastlamak nadirdir. Ancak bazı
kemoterapi ilaçları kalp üzerinde olumsuz etkiler yapabilir, bu tür ilaçları
kullananlarda doktor periyodik olarak kalbinizin etkilenip etkilenmediğini
anlamak için tetkikler ister. Bugün kullanılan kemoterapi ilaç dozları ve
kemoterapi kür sayıları kalp üzerinde olumsuz etki yapacak boyutta değildir.
Bazı kemoterapi ilaçlarını aldıktan yıllar sonra kan kanseri yani lösemi
gelişme riski vardır.
Ayrıca bazı kanser ilaçları
yumurtalıkları etkileyerek yumurta hücrelerini öldürürler, böylece
yumurtalıklar kadınlık hormonu olan estrojeni üretemez ve hastalar menopoza
girerler. Adetler seyrekleşir yada durabilir ve bu durumda kadınlar hamile
kalamazlar. Özellikle 35-40 yaşın üzerinde kemoterapi ile meydana gelen
kısırlık kalıcıdır. Daha genç hastalarda kemoterapi süresince kesilen adetler
bir süre sonra normale dönebilir.
Sağlık personeli kemoterapi
sonrasında tedavinin olası yan etkilerini açıklarlar ve şikayetleri yok etmeye
yönelik yollar önerirler.
Kemoterapi ilaçları çoğunlukla
damardan verilir ve verildikleri damara zaman içinde zarar verip, damarın
sertleşmesine ve dışarıdan bakıldığında gözle fark edilebilir hale gelmesine
neden olabilirler. Kemoterapi alırken veya aldıktan sonraki gün ilacı aldığınız
kolda kızarıklık şişme ve yanma olursa hemen doktorunuza haber vermelisiniz.
Kemoterapi alırken herhangi bir
nedenle ağrı kesici kullanmanız gerekirse doktorunuza danışınız. Çünkü bazı
ağrı kesiciler vücuttaki kan hücrelerinde sayıca veya işlevce azalmaya neden
olabilirler. Bunun dışında kalp, akciğer ve böbrek hastalığınız için
kullandığınız ve hayati önemi olan ilaçlarınıza kemoterapi süresince devam
edebilirsiniz. Kullanmak zorunda olduğunuz bu ilaçları doktorunuza yaptığınız
ziyaretlerde göstererek bir sakınca olup olmadığını sormanız uygun olur.
Radyoterapi kemoterapi gibi hem
kanserli hem de normal hücreleri etkiler.Radyoterapi aldıkları süre içinde
hastalar mümkün olduğunca istirahat etmelidir.
Tedavi gören bölgedeki cilt
kızarabilir, kuru, hassas ve kaşıntılı olabilir.Tedavinin sonuna doğru aynı
bölge daha ıslak ve akıntılı hale gelir. Bu derinin ışına karşı verdiği bir
reaksiyondur. Bu alan mümkün olduğunca hava ile temas edecek şekilde olmalı,
sıkı iç çamaşırı ve kıyafetlerden bu dönemde kaçınılmalıdır. Işın tedavisi
aldığı süre içinde bu bölge suyla temas ettirilmemelidir. Doktora sormadan bu
bölge için herhangi bir losyon ya da krem kullanılmamalıdır.Işın tedavisinin
deri üzerindeki etkileri geçicidir. Fakat etkilenmenin derecesi hastadan
hastaya değişir. Bazen ışın tedavisi almış alan bölgede cilt rengi normale göre
daha koyu renkte kalabilir.
Metastatik hastalıkta özellikle
beyin metastazlarında beyin ışınlaması yapılır.Bu işlem 1 hafta veya 10 gün
kadar sürer, ışın tedavisine bağlı bulantı ve kusma gibi yan etkiler
gelişebilir.Bu durumlar için radyoterapist tedavi öncesinde ve tedavi devam
ederken alınması gereken ilaçları hastaya anlatır
Beyine radyoterapi alan hastalar
baş ağrısı, deride değişiklikler, yorgunluk, bulantı, kusma, saç dökülmesi,
hafıza ve düşünme süresiyle ilgili problemle karşılaşalabilirler.Bir çok yan
etki zamanla geçer.
Radyoterapinin diğer yaygın yan
etkileri boğazda kuruluk ağrı, yutma zorluğu, yorgunluk, tedavi olan bölgede
doku değişiklikleri ve iştah kaybıdır.
DİĞER
YAN ETKİLER
Kanser iştah azalmasına neden
olabilir. Bazı hastalarda ağızda tatsızlık oluşur. Çoğunlukla tedavilerin yan
etkileri olan bulantı, kusma ve ağızda yaralar hastanın yemek yemesini
güçleştirir. Fakat beslenme çok önemlidir. Öğünler mutlaka yeterli kalori ve
protein içermelidirler. Böylece kilo kaybı ve dokuların kendini tekrar tamir
etmesi sağlanabilir. Tedavi alan hastalar, düzenli ve yeterli beslenirlerse
kendilerini daha enerjik ve iyi hissedeceklerdir ve ilaçların yan etkileri daha
az görülecektir.
Verilen tedavi ile iyileşme şansı
nedir?
Bazen hastalar iyileşme
şanslarının rakamlarla ifade edilmesini isterler. Aslında yapılan büyük
çalışmalarda hangi evredeki hastanın ortalama ne kadar süre yaşayabileceğine
dair rakamsal yüzde değerleri mevcuttur. Ancak unutulmamalıdır ki bu
istatistiksel değerler binlerce hastaya ait değerlerin bir ortalamasıdır, yani
herhangi bir kanser hastasına ne olacağını önceden kestirmek için kullanılması
tam olarak doğru olmaz. Kanseri olan iki hastanın gelecekte ne olacağı
birbirinden farklıdır, tümörün ve hastanın kendisine ait bugün henüz
bilemediğimiz pek çok faktör aynı hastalığa yakalanan iki kişinin farklı
seyirler göstermesinde etkili olmaktadır. Bu nedenle kendinizi başka hastalarla
kıyaslamayınız
HASTALARIN
TAKİBİ :
Akciğer kanseri tedavisinden
sonra hastanın takibi de çok önemlidir. Düzenli kontroller sağlık durumundaki
değişiklikleri ortaya çıkarır. Böylece eğer kanser tekrarlar ya da yeni kanser
oluşursa bu mümkün olduğunca çabuk tedavi edilebilir. Bu kontroller muayene,
göğüs filmi ve çeşitli laboratuar testlerini içerir. Kontroller arasında ortaya
çıkan herhangi bir sağlık problemi hemen doktora bildirilmelidir.
Tedavi sonrası önerilen özel bir
diyet yoktur, dengeli beslenme, fazla yağlı yiyeceklerden kaçınma, düzenli
egzersiz yapmak yani normal şartlar altında her sağlıklı insanin uyması gereken
kurallar sizin için de geçerlidir.
Kilo kaybı, iştahsızlık, aşırı
yorgunluk, bulantı-kusma, baş dönmesi, karın ağrısı ve dolgunluk, kemik ağrısı,
iki haftadan fazla süren öksürük, baş ağrısı olduğunda normal periyodik kontrol
zamanınızı beklemeden doktorunuza ulaşmanız gereklidir.
Tedavi sırasında ve sonrasında
cinsel yaşamınıza eskiden olduğu gibi devam etmenizde bir sakınca yoktur.
Kemoterapinin yumurtalık hücreleri üzerinde olan mutajenik (bebekte ciddi
anormallikler olabilmesi) etkileri nedeni le tedavi süresince gebeliği önlemek
için doğum kontrol yöntemlerinden biri tercih edilmelidir. Verilen kemoterapi
ilaçlarının çoğu yumurtalıkların çalışmasını bozar ancak bu etkilenmenin
derecesi hastadan hastaya değişir.Genç erkek hastalar gelecekteki yapay
döllenme yada invitro fertilizasyon için kemoterapiden önce spermlerinin
saklanmasını isteyebilirler.Bazı kemoterapik ilaçlar periferik sinirlerdeki
duyuları etkilediğinden ereksiyon yeteneğini yada ereksiyon sağlamayı ve
sürdürmeyi engelleyebilirler.
Tanı sonrası tedavi planı ile
yaşadığınız fiziksel ve ruhsal sıkıntılar, hastalığa veya tedaviye bağlı
yorgunluk, halsizlik hissi, cinsel yaşamınızın, istek ve heyecan duyma gibi
duygularınızı etkileyebilir. Cinsel yaşamınız ile ilgili bu tür sorunlar , bu
dönemde yaşadığınız ve tedavi sonrası geçen diğer sorunlar gibi zaman içinde
geçecektir.
Cinsel yaşamınıza yönelik
kaygılarınız olduğunu ve bu konuda yardım almak istediğinizi tedavi aldığınız
kemoterapi ünitesindeki doktor ve hemşirelere belirtmekten çekinmeyiniz .
KANSER
HASTALARINA DESTEK
Ciddi bir hastalıkla beraber
yaşamak kolay değildir. Kanser hastaları tıbbi ve fiziksel değişikliklerle baş
etmek bir yana hayatlarını zorlaştıran bir çok endişe, duygu ve düşüncelere
sahiptir. Kanser hastaları işlerini sürdürebilme, ailelerinin geleceği ve günlük
aktivitelerini yapabilme konusunda endişelidirler. Yapılan tetkikler,
tedaviler, hastanede yatma gerekliliği, tedavi ücretleri onları endişelendirir.
Bu duygusal durumla baş etmek içinde yardıma ihtiyacı vardır. Aslında bir
hastanın bu duygusal durumuna dikkat etmek tedavinin bir parçasıdır. Sağlık
personelinin desteği, destek grupları, hastadan hastaya ilişkiler kişinin
kendisini daha az yalnız hissetmesini önler ve az stresli olmasını sağlar.
Hayatlarının kalitesini artırır. Kanser destek grupları kanser hastalarının
tecrübelerini paylaşmak ve konuşmak için güvenli ortamlar sağlar. Hastalar
sağlık personeline böyle bir grup bulmak için danışabilirler.
Doktorlar, hemşireler ve diğer
sağlık çalışanları onların tedavi, çalışma ve diğer faaliyetleri konusundaki
sorularına yardımcı olurlar. Bunun yanı sıra dernekler, danışmanlar, dini
topluluklar ve üyeleri hastaların kişisel problemleri ve gelecekleri ile ilgili
olarak onların kaygılarını giderici yaklaşımlarda bulunabilirler.
Arkadaşlar ve akrabalar hastalara
destek olabilir. Hasta, onunla dertleşecek diğer kanserli hastalarla
tanışabilir. Kanser hastaları destek grupları oluşturup onlarla tedavinin
etkileri ve kanser konusunda bildiklerini paylaşabilir. Bu konuda akılda
tutulması gereken her hastanın farklı olduğudur. Her ikisi de aynı kanser
hastası olmasına rağmen bir hasta için doğru olan tedavi ve yaklaşım diğeri
için yanlış olabilir. Daima doğru olan arkadaşların ve diğer aile üyelerinin
önerilerinin doktora danışıldıktan sonra uygulanmasıdır.
YAZAN:
Prof. Dr. Serdar Turhal Onkoloji Uzmanı
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi
Kaynak: memesagligi.com
Kaynak: memesagligi.com











0 yorum:
Yorum Gönder